<bgsound src=""http://www.muzik1.com/play.php?id=a3107""> ONDAN BUNDAN - Blogcu




Google
ONDAN BUNDAN

SAHİBİNİN SESİ

HER TELDEN SAYIN KARDEŞİM...


Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım
Bloglar Alemi

Burcunuzu seçin, falınızı okuyun

Muneccim.com 'un katkılarıyla

FREAKY'S FREAKS

LAGALUGA
SOZLER
TARIH
DUSUNDURENLER
MUZIK
SIIR
TEKNOLOJI
REHBERLIK
MENFAAT

LAZIM OLURSA DIYE

GUZEL INSANIN BLOGU
ARADIGINIZI BULUN...!!!
BUGUN DEPREM OLDU MU?
SIIR SEVENLER ICIN
BIRAZ DA HABERLERE BAKAK
KİM BU ARAYAN KARDESIM
INMECEE INDIRMECEEEEEEEE
SELIM SUMLU - BLOGDAS
ILSUUUUUUU - BLOGDAS
MURAT KARUN - BLOGDAS
MUSICA - ONLINE
NIYE BANA CIKMIYOR
Try Our Toolbar

... AMA ÜMİTSİZ DEĞİLİM

hayatımın en büyük kararlarından birini verdim ve başka bir yerde yaşamaya başladım. küçücük, miniminnacık, birtanecik, tatlıcık oğlumu da kaptım teeee binlerce kilometre ötelere göç ettim. hadi bakalım hayırlısı...

her gün bu blogu ziyaret eden, yorumlarını gönderen onlarca (küçükçekmece kocatepe ilköğretim okulu) öğrencime buradan selamlar ederim. umarım bu sevgi ve saygılarını geride bıraktığım birçok sevgideğer ve saygıdeğer öğretmene de gösterebiliyorlardır.

 

BURALARDA YAŞAMANIN EN ZOR KISMI; ALIŞTIĞIM HERŞEYDEN UZAK KALMIŞ OLMAM.

 

alışkanlıklarım yer değiştirmeye başladığında, zorluklar da yerini başka şeylere terk edecek. bekliyorum.... bekliyorum.... BEKLİYORUM!!!


Tarih: , 4/2/2008 Kategori: DUSUNDURENLER
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

ATAOL BEHRAMOĞLU

HAYATA DAİR

...

Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

 

Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

 

Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven
öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.

 

Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.

Gerçek aşkların da!

 

Öğrendim ki...

Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.

 

Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

 

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp

Tamamen farklı şeyler görebilir.

...




Tarih: , 13/9/2006 Kategori: DUSUNDURENLER
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

"ALO" NE DEMEK? TELEFONU AÇIP ALO DERİZ YA HANİ...

Meğer bir sevgilinin adıymış...

 

Sevgilinin "tam adı" "Alessandra Lolita Oswaldo"dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden Alexander Graham Bell’in sevgilisiydi. Graham Bell, telefonu icad edince, ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti.

ALO


Atölyesinde, telefonu çalınca, arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Alessandra Lolita Oswaldo" diyordu.

Bell, zamanla sevgilisine adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lol Os" diye karşıladı.

Çalışmaları uzadıkça, Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve ona iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "ALO" idi.

Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka bir şey düşünmeyen, sevgilisinin bitmez tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Bell’i terk etti.

Bell, sevgilisinin kendisini bir gün arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell’i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında, kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu ALO diyerek açıyor ve herkese artık ALO diyordu.

O günlerde hemen herkes, telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in anısına saygı olarak ALO demeye başladı.

Bugün tümümüzün kullandığı ALO sözcüğü işte o günlerden uzanmaktadır günümüze...

 

kaynak: http://69.16.200.13/~yesilciv/index.php?option=com_content&task=view&id=129&Itemid=143


Tarih: , 20/8/2006 Kategori: DUSUNDURENLER
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

BİLMİYORUM Kİ NE DÜŞÜNMEM LAZIM BU DURUMDA; SEVİNMELİ MİYİM?

ÖNCE ŞU HABERİ OKUDUM:

 
Oğuzkaan Koleji 2. oldu..
Çin Halk Cumhuriyeti'nin Şangay kentinde düzenlenen Dünya Liselerarası Masa Tenisi Şampiyonası'nda Türkiye'yi temsil eden Oğuzkaan Koleji, finalde aynı ülke temsilcisine yenilerek ikincilikte kaldı..
 
VE HALİYLE SEVİNDİRİK BİR YÜZ İFADESİYLE BU KONUDA BİRKAÇ ŞEY DAHA OKUYAYIM DİYE GEZİNİRKEN SONRASINDA DA ŞUNU OKUDUM:
 
Jiang, Türkiye şampiyonu olmak istiyor..
Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşı olmasına rağmen masa tenisinde uluslararası şampiyonalarda Türkiye'yi temsil eden Penfei Jiang, "Masa tenisinde Türkiye'nin ilk dünya ve olimpiyat şampiyonu sporcusu olmak istiyorum" dedi..
 

Masa tenisine Türkiye'de başladığını, burada büyüdüğünü ve arkadaşlarının burada olduğunu anlatan Jiang, "Kendimi Türk gibi hissediyorum. Türkiye'de yaşamak ve Türkiye adına yarışmaya devam etmek istiyorum. Bana bu fırsatı Türkiye verdi. Türk vatandaşı olacağım. Masa tenisinde Türkiye'nin ilk dünya ve olimpiyat şampiyonu sporcusu olmak istiyorum" dedi.

-''MASA TENİSİ ÇİN'İN ATA SPORU''-
Penfei Jiang, masa tenisinin Çin'de 1 numaralı spor olduğunu belirterek, "Masa tenisi Çin'in ata sporu. Çin'de 6 yaşından 80 yaşına kadar herkes masa tenisi oynuyor. Çünkü masa tenisi çok sağlıklı bir spor. Vücutta her tarafı çalıştırıyor." dedi.

Dünya Liselerarası Masa Tenisi Şampiyonası'nda Çin Halk Cumhuriyeti'nde Oğuzkaan Koleji'nde Türkiye adına yarışan Jiang, "Türkiye adına yarıştığım için Çin'de tepki almadım. Zaten yurt dışında birçok ülkede benim yaşımda o ülkeleri adına yarışan arkadaşlarım var." dedi.
26 Nisan 2006

 

SONRASINDA KOCA BİR GÜLÜMSEME KALDI YÜZÜMDE... ÇOK TAKDİR ETMESİNE ETTİM, KALDI Kİ ÇOCUĞUN BABASI DA MASA TENİSİ TÜRK TAKIMI ANTRENÖRÜYMÜŞ... 

 

AKLIMA ŞU TAKILDI: KOSKOCA 650.000 KİŞİLİK KÜÇÜKÇEKMECE İLÇESİNDE PARASIYLA BİR MASA TENİSİ OYNATAN YER BULAMADIK, AVCILAR İLÇESİ'NE GİDİYORUZ DOLAYISIYLA, ORADA DA BENİM BİLDİĞİM İKİ TANE KAFE VAR... YANİ MASA TENİSİ OYNAMAK İÇİN MİNİBÜSLERDE HACAMAT OLURKEN BİZLER, BU ELEMANLAR (ÇİNLİ DOSTLARIMIZ) HER KONUTA BİR MASA TENİSİ MASASI SAĞLAMIŞLAR YANILMIYORSAM... DİYECEĞİM O Kİ, KÜÇÜKÇEKMECE'DE HER SOKAK BAŞINDA BİLARDO SALONU, İNTERNET KAFE, HALI SAHA GİBİ YERLER KAYNIYOR... HANİ YANİ BİRAZ DEĞİŞİK SPOR TÜRLERİ NASIL OLURDU???

 

SPORU HALI SAHAYLA KISITLAYANLAR MI UTANSIN, YOKSA MİNİBÜSLE GİTMEYE RAZI OLANLAR MI UTANSIN KARAR VEREMEDİM...

 

VE GERİSİ KOCAMAN BİR BURUK GÜLÜMSEME OLARAK KALDI İŞTE...


Tarih: , 16/7/2006 Kategori: DUSUNDURENLER
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

EĞİTİM ŞART

Bir gün ormandaki hayvanlar bir araya gelip "Eğitim şart." dediler ve okul açmaya karar verdiler. Bir tavşan, bir kuş, bir sincap, bir balık ve yılan balığı  yönetim kurulunu oluşturdu.   Tavşan, koşmanın; kuş, uçmanın ; balık, yüzmenin kesinlikle müfredatta yer almasını isterken sincap da ağaca tırmanmanın ve toprak kazmanın zorunlu dersler arasında olması gerektiğini  söyledi.  Bütün bunları bir araya getirip bir müfredat yaptılar ve bütün hayvanların bu dersleri görmesini istediler. 

     Tavşan, koşu dersinden A alıyordu; ama ağaca tırmanmak onun için çok ciddi bir sorundu. Sürekli kafa üstü düşüyordu. Bir süre sonra beyni hasar gördü ve  eskisi gibi koşamadı. Artık koşuda A almak yerine, C alıyordu. Ve tabii, ağaca tırmanmada ise her zaman zayıf alıyordu. 

     Kuş, uçmada çok başarılıydı; ama sıra toprak kazmaya geldiği zaman o kadar başarılı değildi. Sürekli gagasını ve kanatlarını kırıyordu. Bir süre sonra toprak kazma notu hala F olmasına rağmen, uçma notu C' ye düşmüştü. O da ağaca tırmanmada çok zorlanıyordu.

     Balık, yüzmede mükemmeldi ama ne ağaca tırmanabiliyor ne de koşabiliyordu. Ne zaman bunları yapmaya kalkışsa ölecek gibi oluyordu. Sonunda yüzgeçleri zarar gördü ve artık yüzmeyi bile yarım yamalak yapar oldu. 

     Sonuçta sınıf birincisi, her şeyi yarım yapabilen yılan balığı oldu. Ancak eğitimciler çok mutluydu; çünkü  herkes bütün dersleri görüyordu ve buna "Geniş Tabanlı Eğitim Sistemi" deniyordu.


Tarih: , 8/6/2006 Kategori: DUSUNDURENLER
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

MEVLEVİ VEYA BEKTAŞİ DEĞİLİM FAKAT HOŞ BİR ANEKDOT...

Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek  alır.
 Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey  yapmış
olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak
ister.
O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu.  Durumu Hacı
Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli 'helal değildir'  diye bu kurbanı
geri çevirir.
 Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya
anlatır .Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.
Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul
etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana söyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir  şahin gibidir. Öyle her leşe
konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas  Veli'ye,
Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı
Bektas Veli'ye sorar.
Hacı Bektas da söyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir.
Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü
kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."

Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi
becerebilen bir insan olmamız dileğiyle


Tarih: , 8/6/2006 Kategori: DUSUNDURENLER
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı
Bloglar Alemi

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->